ÖZGÜRLÜK YOLUNDA

Özgürlük Yolunda

Kıvanç Tatlıtuğ'la biz asıl o gün tanıştık. O günün hatırına, onun doğaya olan düşkünlüğüne ve kendi iç yolculuklarına şahit olmak istedik. Hem de tüm telefonların tamamen kapsama alanı dışında...

Röportaj: Zeynep Üner I Fotoğraf: Emre Güven I Moda Editörü: Kaner Kıvanç

Batı Karadeniz’in aşması hayli zor, engebeli yollarında tangır tungur ilerliyoruz. Yedigöller Milli Parkı’na yaklaştıkça telefonun sinyal çubukları azalıyor. Hepimizi 3G telaşı sarmışken Kıvanç, sinyal tamamen gitmeden arabayı durdurmamızı rica ediyor. Abisiyle konuşuyor, hatırını soruyor, dertleşiyor, nerede ne yaptığını anlatıyor, merak etmeyin diyor. “Teşekkürler, gidebiliriz” dedikten sonra bir daha telefonuna hiç bakmıyor.

Sanırım bugüne kadar Kıvanç Tatlıtuğ’la röportaj yapan herkesten çok tanıyorum onu. Tam da bu nedenle hikayesini yazmak bir o kadar cazip ve bir o kadar da zor. Bir yanım gazeteci egosuyla beni 5-0 öne geçirecek kadar çok şey konuşup, bambaşka bir Kıvanç’ı herkese göstermek istiyor. Diğer -dost- yanım, onun özel hayatını ve prensiplerini ne kadar sıkı koruduğunu biliyor ve onun kadar korumak istiyor. Çünkü biliyorum ki, o bizimkini korur. Onun dostları arasında yaptığını yapmaya karar veriyorum. Egomu ve kurnaz soruları bir kenara atıp, kendimi doğaya ve sohbetlerimize bırakıyorum.

Yedigöller’de sezon mayıs ayında başlıyor, yani sezon öncesi oradayız. Büfeler bile kapalı. Kimsecikler yok. Tam da istediğimiz gibi. Gölün kenarına ulaştığımız an, arabadan atıyor kendini Kıvanç, tek kelimesini duyuyorum: “Muhteşem!” Biraz sağda solda dolanıyor, “Acaba burada balık tutulur mu?” Ben, “Bilmem, Google’layayım ama internet yok” diye söylenirken o, 100 metre ileride, koca parkta bizim haricimizde kamp yapan tek grubu buluyor ve sohbete dalıyor. Bu, onun şehrin göbeğinde kolay kolay yapacağı şey değil. Herkesin gözü üzerindeyken rahat değil. Peki burada onu bu kadar rahat hissettiren ne? “Uzaklara kaçmak, küçük köylere, kasabalara, balıkçıların ya da yerel insanların yanına gitmeyi seviyorum. Çoğu zaman beni tanımıyor, tanısa da aldırmıyorlar. Simit yiyorsa simit yer misin kardeş diyor, bir çay da sana koyuyor ya; işte o muhabbeti seviyorum. İnsanların doğal olduğu, samimiyetle sohbet ettiği yerleri, bu sohbetleri gördükçe dünyaya bakışım güzelleşiyor, içsel motivasyonum yükseliyor.”

Haberin devamı için tıklayınız : http://gqtr.to/1EyQ99w


GQ

DİĞER HABERLER